|
|
Yazının hemen başında belirteyim, Sayın Abdullah Gül’ün cumhurbaÅŸkanı seçilmesinden rahatsız olan iç unsurlardan deÄŸil, bunun dünyadaki yansımalarından bahsedeceÄŸim. Önce genel bir analiz yapalım. Günlük hayatta mal mülk, makam mansıp, ÅŸan ÅŸeref sahibi olursanız, öncelikle kendi mahallenizde ve çevrenizde görünmeyi arzu edersiniz ki, sizlere gıpta etsinler, aferin bak, nereden nereye geldi desinler. İstersiniz ki, geldiÄŸiniz noktaya hakiki dostlarınız sevinsin, sinsi dostlarınız da hasedinden çatlasın. Tarihteki örneklerine bakılınca, insan tabiatı geneli itibariyle büyük ölçüde böyledir. Fakat ÅŸunu hiçbir zaman bilemezsiniz. Gerçek dostunuz yada hasımlarınız kimlerdir? Hâlbuki bu tür konularda fenalığın en büyüğü, çoÄŸu defa en yakınlarınızdan gelir… Çünkü haset, en sinsi düşmandır aynı zamanda… Size herhangi bir konudaki baÅŸarınızdan dolayı gıpta edenler yabancı olanlar deÄŸildir genelde… Sizi yakından tanıyan ve temas halinde olanlardır. Bir örnek verelim. Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi (RP) genel baÅŸkanı olduÄŸu dönemde içine düştüğü temel yanılgılardan biri de ÅŸu oldu. Erbakan sandı ki, eÄŸer Refah Partisi gibi İslami hassasiyetleri olan bir parti Türkiye’de iktidara gelirse, bu durum İslam Âleminde büyük yankı uyandıracak ve İslam ülkelerinin yönetimleri bundan büyük mutluluk duyacaklar. O yüzdendir ki, Refah Partisi 1996 yılında DYP ile koalisyon kurarak iktidara geldiÄŸinde, Sayın Erbakan baÅŸbakan olarak ilk yurtdışı gezilerini İslam ülkelerine yaptı. Önce İran’a gitti. Ardından Mısır ve Libya’ya… Ben daha o dönemde bunun doÄŸru bir tercih olmadığını, çünkü Milli Görüş olarak nitelendirilen (İslam referanslı) bir hareketin gün gelip de bir Müslüman ülkesinde iktidara gelmesinin birçok İslam ülkesi yönetimi açısından aslında tam bir kâbus olacağını düşündüm ve o günlerde yazdım. Bunun iyi niyetle izahı mümkün mü? Nitekim BaÅŸbakan Erbakan’ın ilk yurtdışı gezi duraklarından biri olan Libya’da, Devlet BaÅŸkanı Muammer Kaddafi, (ÅŸahsen ben kasıtlı olarak yaptığını düşünüyorum) Erbakan ve beraberindeki heyete karşı oldukça bayağı davranışlar sergiledi. Resmi programda Kaddafi ile görüşmenin Sirt ÅŸehrinde 4 Ekim 1996 da yerel saat ile 15.00’te yapılacağı belirtilmesine raÄŸmen, programda 13 saatlik sarkma olur. Kaddafi sürekli tehir edilen son görüşme saatine de 1 saat gecikmeli gelir. Heyet üyeleri defalarca didik didik aranır. Erbakan konuÅŸurken Kaddafi bir kez bile olsun yüzüne bakmaz. Kendi konuÅŸmasında ise Kürtler için bağımsız devlet ister. Heyetin tüm yorgunluÄŸuna ve gecikmeden kaynaklanan acıkmışlığına raÄŸmen, günün mönüsü sadece kraker, sandviç ve su olur. Empati uluslar arası iliÅŸkilerde de iÅŸe yarar… Sayın Erbakan’ın oraya olumlu düşünce ve projelerle gittiÄŸinde kuÅŸku yok. Ama bir an için empati yapsaydı, Kaddafi’nin kendisine neden böyle davrandığını anlamakta herhalde zorlanmazdı. Bir İslam ülkesinde, İslamcı olarak bilinen bir partinin serbest seçimlerle iktidara gelmesinin, diktatörlükle idare edilen bu ülkeler açısından nasıl kötü emsal oluÅŸturacağını, paçalarının nasıl tutuÅŸacağını, uykularını nasıl kaçıracağını tahmin edebilirdi. Kendi ülkelerinde serbest seçimin yapılacağını görmek bu ülkelerin tamamının liderleri açısından bir kâbustur. Hâlbuki Kaddafi uyanık. GençliÄŸinde uzun yıllar Türkiye’de kaldığı için Türkiye’nin hassasiyetlerinin farkında… Türkiye Cumhuriyeti BaÅŸbakanına karşı sergilediÄŸi bu davranışın, özellikle Kürtler konusunda sarf ettiÄŸi ileri geri lafların Erbakan Hükümetini içeride ne kadar zora sokacağını bilmemesi mümkün deÄŸil. DoÄŸrusu baÅŸarılı da oldu. Libya seyahati Erbakan Hükümeti açısından iniÅŸe geçiÅŸin ilk adımı oldu. Libya gezisinde yaÅŸananlar hükümet aleyhinde kullanıldı, kamuoyundaki hükümete yönelik olumlu rüzgâr medya tarafından darmadağın edildi. Hâlbuki her ÅŸey çok da güzel gidiyordu. Henüz kutlama gelmedi… Sayın Gül Çankaya’ya çıktığından beri cumhurbaÅŸkanlığının web sayfasını takip ediyorum. Dünya ülkelerinden gelen kutlamalar arasında, ÅŸu yazının yazıldığı saat itibariyle hala Libya’dan bir yetkilinin kutlama tebriÄŸi yoktu. Yanlış anlaşılmasın, yazımızın ana teması Libya meselesi deÄŸil… İslam dünyasının genel bir fotoÄŸrafını çekmek. Türkiye’yi insan hakları açısından kınayan Batılı ülkeler, petrol zengini İslam ülkelerinde demokrasi geliÅŸsin diye zerrece samimi çaba sarf etmiyorlar, bu konuda çifte standartlı hareket ediyorlar. Çünkü bu ülkelerde yönetimde olan her bir kraliyet ailesi, Batılı ülkelerin o topraklardaki menfaatlerinin bir bakıma ÅŸantiye sorumlusu gibi hareket ediyor. Åžimdi söyleyin bakalım; Demokratik bir ülkede, dünyanın saygı duyduÄŸu bir seçim sonucuyla devletin zirvesine tırmanma baÅŸarısı gösteren Abdullah Gül örneÄŸinden, boyunduruÄŸu altında çok sayıda İslam ülkesi bulunduran emperyalist Batılı ülkelerinin gerçekte hazzetmesi mümkün mü? Konuya bu açıdan yaklaşıldığında, çoÄŸunda parlamentosu olmayan, serbest seçim yapılmayan, fikir özgürlüğü geliÅŸmemiÅŸ, her türlü muhalif görüş ve düşüncenin olabildiÄŸince sert cezalandırıldığı dikta rejimli İslam ülkesi yönetimlerinin Abdullah Gül örneÄŸinden hoÅŸlanması mümkün mü? O ülkelerin ezilen, yoksullaÅŸtırılan, her türlü medeni haklardan mahrum bırakılan halkları Abdullah Gül örneÄŸine hayran olurken, buna karşılık yönetimleri, benzer toplumsal talepler ya kendi ülkelerinde de geliÅŸirse diye kâbus üstüne kâbus görüyorlar ve baskıyı da daha da artırıyorlar. Hâlbuki tersini yapsalar daha çok huzura erecekler. Ama iktidarlarını dış odaklara borçlu oldukları ve onların silahlarıyla ayakta durdukları için halklarına düşmanca bakıyorlar. Fakat bu iÅŸ böyle gitmez… İnsanca yaÅŸam, demokratik haklar, serbest düşünce herkese lazımdır ama özellikle de Müslüman’a daha çok lazımdır. Çünkü bu din, sünepe insan modelinden hiç hazzetmez Dolayısıyla Çankaya’daki Gül örneÄŸinin muhakkak dünyaya bakan yansımaları da olacaktır. 0 yorum :: yorum bırak :: <%TrackbackCount%> trackbacks :: trackback url<%TrackbackRDF%> :: link
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||